Dua BERAAT GÜNÜNÜN FAZİLETİ VE AMELLERİ

Satelcom

Forum Efsanesi
Site Onur Üyesi
Site Modaretorü
T.C Onaylı
SMS Onaylı
Katılım
28 Nis 2018
Mesajlar
386
1) Yarınki mübarek Şa‛bân ayının 15’ine denk gelen 20 Nisan-Cumartesi-2019 günü de bu mübarek gece kadar değerlidir.

NitekimEnes ibni Mâlik (Radıyallâhu Anh)dan rivayet edilen bir hadîs-i şerifte Rasûlüllâh(Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)şöyle buyurmuştur: “Dört gece vardır ki, geceleri günleri gibi, günleri de geceleri gibi (faziletli)dir. Allâh-u Te‛âlâ bunlarda yapılan yeminleri doğru çıkarır (ism-i şerîfi adına and verilerek yapılan duaları kabul eder), canları (cehennemden) âzâd eder ve bol mükâfatlar ihsan eder. Bunlar da; kadir gecesi ve sabahı, şa‛banın yarı (on beşinci)gecesi ve sabahı, arefe gecesi ve sabahı, cuma gecesi ve sabahıdır.”

(Hâfız Ebû Nu‛aym, Ahmed ibni Hicâzî, Tuhfetü’l-ihvan, sh:51; Necmüddîn el-Ğaytî, Kitâbu Leyleti’n-nısfi min şa‛bân, varak:191; Şihâbüddîn, Ahmed el-Kalyôbî, Nebzetün Azbetü’l-menhel fî zikri leyleti nısfi şa‛bâne’l-mufaddal, varak:221)

Âişe(Radıyallâhu Anhâ)dan rivayet edilen bir hadîs-i şerifte Rasûlüllâh(Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)şöyle buyurdu: “Şüphesiz Allâh-u Te‛âlâ şa‛bânın yarısında, geceleyin dünya semâsına (şekilden ve hareketten münezzeh olarak)nüzûl buyurur da, bu tecellî ertesi gününün sonuna kadar sürer. Bu süre zarfında Allâh-u Te‛âlâ Kelb kabîlesinin keçileri sayısınca birçok kullarını cehennemden âzâd eder.”(Hâkim, Necmüddîn el-Ğaytî, Kitâbu Leyleti’n-nısfi min şa‛bân, Süleymaniye Kütüphanesi, Reîsü’l-küttâb Mustafa Efendi, kayıt no:1166, varak:190)

Bu konudaki hadîs-i şerîflerde geçen, “Nüzûl”, “Ittılâ‛” ve “Tecellî” gibi tâbirlerin lügat manası: “İniş” ve “Görünme” anlamına gelmektedir ki, bunların zâhirinin Allâh-u Te‛âlâhakkında kullanılamayacağı âşikârdır.

Dolayısıyla bu konuda iki mezhep vardır:

a)Selefin mezhebi tevile kaçmayıp mana vermekten kaçınarak bu husustaki gerçek bilgiyi Allâh-u Te‛âlâ’ya havale etmektir.

b)Halefin görüşü ise: “Rahmetinin ve özel hükümlerinin inişi”, “İnsanların görebileceği bir şekilde sûrete bürünmüş bir tecellinin belirmesi” şeklinde teviller yapmaktır. Selefin mezhebinin daha sağlam, halefin mezhebinin ise fitnelerden daha uzak olduğu ulemânın genel kabulüdür.

2)Geride zikrettiğim İbni Mâce (Rahimehullâh)ın rivayet ettiği hadîs-i şerifte Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem):

«إِذَا كَانَتْ لَيْلَةُ النِّصْفِ مِنْ شَعْبَانَ فَقُومُوا لَيْلَهَا وَصُومُوا نَهَارَهَا.»

“Şa‛bânın yarısı olduğu zaman gecesini kāim(ibadette özellikle ayakta namazda), gündüzünü de (yarınki günü de) sâim (oruçlu) geçirin” buyuruyor.

Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in nafile bir oruç hakkında “Şu günü tutun” buyurduğu oruç sayısı çok azdır, zannedersem bir de Âşûra orucu vardır, faziletli oruç çoktur ama “Tutun” ifadesi çok azında vâriddir. Zaten yarın en kıymetli sünnetlerden olan perşembe orucuna denk geldi, bu da çifte fazilettir.

Yarınki günün yani Beraat gününün orucunun fazileti hakkında Rasûlüllâh(Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:“Şa‛bânın yarı gecesi Cebrâîl (Aleyhisselâm)ınve Allâh-u Te‛âlâ’nın meleklerinin yedinci kat semâdan dünya semâsına inişleri gerçekleşir. O halde o günün orucuna rağbet edin. Şa‛bânın yarı gününü(sâlih) insanlar ve cinlerle, kuşlar, yaban hayvanlar, yırtıcı hayvanlar, davarlar, denizlerin balıkları ve yeryüzünün böcekleri bile oruçlu geçirir.” (Ebû Abdillâh el-Hubeyşî, Kitâbü’l-Bereke, no:532, sh:193)

Nefsi yenmenin yolu onu aç bırakmaktır, tabi ki boşuna değil, oruç niyetiyle aç kalmaktır. Rabbimiz:

«تَجَوَّعْ تَرَنِي تَجَرَّدْ تَصِلْ.»

“Aç kal ki Beni göresin,(her şeyden) arın ki (Bana) ulaşasın” buyuruyor.

Akıllı mümine yaraşan, nefsinin arzularını açlıkla söküp atmaktır. Çünkü açlık Allâh düşmanını tepelemenin vasıtasıdır.Şeytanın silahları nefsin arzuları, yemekve içmektir.

Nitekim Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)şöyle buyurur: “Şeytan, insanın kanının dolaştığı yerlerde dolaşır, sizler açıkla onun yolunu tıkayın.”(Buhârî, İtikâf:11 no:1933, 2/717)

Kıyâmet günü Allâh-u Te‛âlâ’ya en yakın olanlar en fazla aç susuz kalanlardır. İnsanoğlu için en büyük tehlike mide ve yeme içme hırsıdır.
Ehl-i hikmetten biri şöyle der: “Kimin nefsi kendisi üzerine hakimiyet sağlarsa o kişi nefsî arzularının esiri olur. Günah zindanında mahsur kalır ve kalbini faydalı şeylerden mahrum bırakır. Vücut tarlasını nefsin arzularıyla sulayan, kalbine nedâmet (pişmanlık) ağacını dikmiş olur.”

Eğer biz oruç gibi nefsi kıran hele de bu uzun ve sıcak günlerde nefsin kafasını ezen ibadetlerle meşgul olarak onun hevâsından yani kötü arzusundan kurtulamazsak bu manevi yolda sıfırı tüketiriz, müflis oluruz. Nakşibend (Kuddise Sirruhû)nun şeyhi Emir Külâl (Kuddise Sirruhû)şöyle buyurmuştur: “Dikkat ediniz, uyanık olunuz! Bir kimse hevâ ve hevesinden vazgeçmedikçe, tuzağına av düşmeyen eli boş avcı gibidir.”

3) Yarınki Beraat günü kılacağınız işrak, kuşluk, abdest şükrü, hâcet ve tespih namazları ya da bu gece rekatı tamamlayamazsanız ondan arta kalan nafile namazların tamamı evvelce üzerinde bulunan bildiğiniz ya da bilmediğiniz kazalarınıza kefâret olur.

Nitekim Rasûlüllâh (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “Beraat günü nafile namaz kılın ki, her rekatı sizin için kaçırdığınız namazlar yerine sayılsın. Allâh-u Te‛âlâ inanan kulunu bir kere affedip, ondan amellerini kabul edince bir daha ona sonsuza kadar azap etmez.” (Ebû Abdillâh el-Hubeyşî, Kitâbü’l-Bereke fî fadli’s-sa‛yi ve’l-hareke, no:532, sh:193)

4) Yarınki gün mümkünse içinde nohut yahut kuru fasulye gibi taneli gıdalar bulunan etli bir yemek pişirip onunla iftar etmek ve fakirlere yahut konu komşuya ikram edip yedirmek çok faziletli amellerden sayılmıştır.

Nitekim Rasûlüllâh(Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:“(O gün iftar etmeniz ve fakirlere yedirmeniz için) et pişirirseniz, (yanında) hububat da pişirin. Zira her taneye karşılık sizin için on bin sevap vardır. Sizden on bin günah silinir ve sizin için on bin derece yükseltilir.” (Ebû Abdillâh el-Hubeyşî, Kitâbü’l-Bereke fî fadli’s-sa‛yi ve’l-hareke, no:532, sh:193)

5) Beraat günü yani yarın alışveriş yapıp kabı kacağı buğday, nohut, kuru fasulye gibi hubûbat cinsi ya da sâir gıdalar ile doldurmak bir senelik rızık bereketine vesile olur.

Nitekim Rasûlüllâh (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “O gün evlerinizde kap-kacaklarınızı boş bırakmayın. Zira Allâh-u Te‛âlâ o gün alıp yerleştirdikleriniz hususunda gelecek seneye kadar size bereket verir.”(Ebû Abdillâh el-Hubeyşî, Kitâbü’l-Bereke fî fadli’s-sa‛yi ve’l-hareke, no:532, sh:193)

Bizler de bu bereketli günün hayırlarına nâil olmak ve bir dahaki seneye kadar rızık hususunda sıkıntıya dûçar olmamak için o günde ehl-i ‛ıyâlimiz için evlerimize alışveriş yapmaya özen göstermeli ve bu bereketi Allâh-u Te‛âlâ’dan istemeliyiz.

Bütün bu hadîs-i şerîflerden anlaşıldığı üzere Beraatin günü de gecesi kadar önemli olduğundan asla gafletle geçirilmemelidir.

BERAAT GECESİ AFFEDİLMEYENLER

Geriden beri zikrettiğimiz bunca fazilet ve meziyete rağmen bu gecede bile affedilmeyecek kullar var, bu ne büyük mahrumiyettir, aman yâ Rabbi! Sen bizi onlardan eyleme. Âmîn!

Birçok hadîs-i şerîfin açık beyanları üzere bu mübarek gecede bir takım insanlar günahları yüzünden mağfiret olmaktan ve Beraat almaktan mahrum olmaktadırlar. Bu hadîs-i şerîflerden bir kısmı şunlardır:

Mu‛âz ibni Cebel(Radıyallâhu Anh)dan rivayet edilen bir hadîs-i şerifte Rasûlüllâh(Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)şöyle buyurdu:“Allâh-u Te‛âlâ şa‛bânın yarı gecesinde tüm yaratıklarına nazar eder de, müşrik yahut müşâhin (fitne-fesat çıkaran ve dostluk bağlarını kesen kimse)dışında tüm kullarını bağışlar.”(Beyhakî, Şu‛abü’l-îmân, no:3833; İbni Mâce, no:1390; Süyûtî, ed-Dürrü’l-Mensûr, 13/257)

Âişe(Radıyallâhu Anhâ)dan rivayet edilen bir hadîs-i şerifte Rasûlüllâh(Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)şöyle buyurdu: “Cebrâîl (Aleyhisselâm)bana gelerek: ‘Bu gece şa‛bânın yarı gecesidir. Bunda Kelb kabîlesinin koyunlarının kılları kadar Allâh-u Te‛âlâ’nın âzadlıları vardır.Allâh-u Te‛âlâ bu gecede müşriklere, müşâhinlere, sıla-i rahimi kesenlere, eteğini yerden sürüyenlere, ana babasına isyan edenlere ve içkiye devam edenlere nazar etmez’ buyurdu.” (Beyhakî, Şu‛abü’l-îmân, no:3837; Süyûtî, ed-Dürrü’l-Mensûr, 13/259)

Abdullâh ibni ‛Amr(Radıyallâhu Anhümâ)dan rivayet edilen bir hadîs-i şerifte Rasûlüllâh(Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: “Allâh-u Te‛âlâ şa‛bânın yarı gecesinde tüm yaratıklarına nazar eder de, müşâhin ve adam öldüren dışında tüm kullarını bağışlar.”(Ahmed ibni Hanbel, el-Müsned, 2/176)

Ebû Sa‛lebe el-Huşenî(Radıyallâhu Anh)dan rivayet edilen bir hadîs-i şerifte Rasûlüllâh(Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)şöyle buyurmuştur: “Şa‛bânın yarı gecesi olunca Allâh-u Te‛âlâ yaratıklarına tecelli buyurur da müminleri bağışlar, kâfirlere (iman edinceye ya da cehenneme kadar)mühlet verir. Kindarları da kinlerini bırakıncaya kadar (affetmeyip)bırakır. (Beyhakî, Şu‛abü’l-îmân, no:3832; Süyûtî, ed-Dürrü’l-Mensûr, 13/257)

Osmân ibni Ebi’l-‛Âs(Radıyallâhu Anh)dan rivayet edilen bir hadîs-i şerifte Rasûlüllâh(Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)şöyle buyuruyor: “Şa‛bânın yarı gecesi oluncabir münadî: ‘Af isteyen var mı kendisini bağışlayayım? Bir şey isteyen var mı ona vereyim?’ diye nidâ eder. Artık tenâsül uzvuyla zinâ eden ya da şirk koşan dışında kim ne isterse mutlaka kendisine verilir.” (Beyhakî, Şu‛abü’l-îmân, no:3836; Süyûtî, ed-Dürrü’l-Mensûr, 13/260; Kenzü’l-ummâl, no:35178)

Nevf el-Bikâlî(Radıyallâhu Anh)dan rivayet edildiğine göre şa‛bânın yarı gecesi Ali(Radıyallâhu Anh)defalarca evinden dışarı çıkarak göğe doğru baktı ve şöyle dedi: “Dâvûd (Aleyhisselâm)böyle bir gecede, aynı bu saatte dışarı çıkıp semaya bakarak: ‘Şu bir gerçek ki, bu saatte kim Allâh-u Te‛âlâ’ya yalvarırsa mutlaka ona icâbet eder. Bu gecede kim Allâh-u Te‛âlâ’dan af dilerse, aşşar yahut büyücü veya şâir yahut kâhin ya da arîf veya şurtî yahut câbî ya da davulcu ve tanburcu değilse mutlaka onu bağışlar’ buyurdu.” (İbni Receb, Letâifü’l-me‛ârif, sh:262)

Bu hususta daha birçok hadîs-i şerîf ve rivayet mevcuttur ki, onlarda da sayılanlara ilâveten: “Musavvir”, “Kattât”, “Musârim” ve “Mudarrib” gibi vasıflar nakledilmiştir.

Bu hadîs-i şeriflerden anlaşıldığına göre; bazı günahlar herkesin affolacağı Beraat gecesi bile affolunmaya ve duaların kabulune mânî olmaktadır. Bu vasıfları bir miktar izâha çalışacak olursak:

1) Şirk (Allâh-u Te‛âlâ’ya Ortak Koşmak)

Aynı zamanda imansızlık ve kâfirlikle eş anlamda olan bu günah Allâh-u Te‛âlâ’nın affetmeyeceğini bildirdiği tek günahtır. Diğer en büyük günahları bile diledikleri için bağışlayacağını:

﴿إِنَّ اللّٰهَ لَا يَغْفِرُ أَنْ يُشْرَكَ بِهِ وَيَغْفِرُ مَا دُونَ ذٰلِكَ لِمَنْ يَشَاءُ
وَمَنْ يُشْرِكْ بِاللّٰهِ فَقَدْ ضَلَّ ضَلَالًا بَعِيدًا﴾

“Şüphesiz ki Allâh, Kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz. Bundan başkasını ise diledikleri için bağışlar. Allâh’a ortak koşan gerçekten de pek uzak bir sapıklıkla sapmıştır”(Nisâ Sûresi:116)kavl-i şerîfinde beyan etmiştir.

Diğer bir âyeti kerimesinde de:

﴿إِنَّهُ مَنْ يُشْرِكْ بِاللّٰهِ فَقَدْ حَرَّمَ اللّٰهُ عَلَيْهِ الْجَنَّةَ وَمَأْوَاهُ النَّارُ وَمَا لِلظَّالِمِينَ مِنْ أَنْصَارٍ﴾

“Şu bir gerçek ki, kim Allâh’a ortak koşarsa gerçekten Allâh ona cenneti haram kılmıştır, sığınağı ateştir. O zâlimler için yardımcılardan bir fert bile yoktur”buyurmaktadır. (Mâide Sûresi:72’den)

Buradaki şirk ve müşrik mefhûmuna birkaç kısım kâfir de dâhildir.

a)Evvelce İslam dâiresinde iken sonradan dinden dönen mürtedler,

b)Yapılması veya bırakılmasının haram olduğu konusunda icmâ (âlimler arasında görüş birliği) bulunan birşeyi helal sayanlar,

c)Bir din üzere istikrar göstermeyen zındıklar,

d)İslam’ı gösterip, kâfirliği gizleyen münâfıklar.

2) Şahnâ (Kin Tutmak)

Mağfirete mâni olan günahların başında gelen bu mâsiyet, ulemâ tarafından birkaç şekilde tefsir edilmiştir:

a)“Bir Müslümanın, bir din kardeşine Allâhiçin değil de, sadece nefsânî bir öfkeden dolayı kızması ve bu kızgınlığı yitirmeyip, sürdürerek kin besleme suretine çevirmesidir.”

Bu tarif lügat manasına en uygun olan bir görüştür ki, bu mâsiyetin sadece bu gece değil, birçok vakit yapılan amellerin kabulüne mânî olduğu hadîs-i şeriflerde yer almaktadır.

Nitekim EbûHureyre(Radıyallâhu Anh)dan rivayet edilen bir hadîs-i şerifte Rasûlüllâh(Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)şöyle buyurmuştur: “Pazartesi ve perşembe günleri cennet kapıları açılır ve Allâh’a ortak koşmayan her kul bağışlanır. Ancak (din) kardeşiyle arasında kin bulunanlar hakkında (Allâh-u Te‛âlâ): ‘Bu ikisini(affetmeyi) barışıncaya kadar geciktirin’ buyurur.”(Müslim, el-Birr, no:2565; Muvatta’, 2/908-909; Ebû Dâvûd, Edeb, no:4916; Tirmizî, el-Birr, no:2024; İbni Mâce, Sıyam, no:1740; Ahmed, el-Müsned, no:747, 2/329)

Amellerinen üstünü gönlün kin ve nefrettenselâmette bulunmasıdır. Allâh’ın dostları kazandıkları yüce makamlara fazla nâfile ibâdetten ziyade hiçbir Müslümana kin tutmamak, herkesin iyiliğini istemek ve kendisi için istediklerini onlar için de istemekle ulaştılar.

Nitekim Enes(Radıyallâhu Anh)dan rivayete göre Rasûlüllâh(Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) ashâba üç gün peşpeşe: “Şimdi cennet ehlinden bir adam size çıkıp gelecektir”buyurmuştu. Her defasında da aynı adam gelince Abdullâhibni ‛Amr(Radıyallâhu Anh)onu misafir ederek ne amel ettiğine bakmak için üç gün yanında yatmış, fakat evinde kaldığı süre zarfında çok büyük bir amel yapmadığını görünce durumu kendisine arz etmişti.

O da: “Durum gördüğün gibi, ancak ben Müslümanlardan hiçbirine karşı kalbimde en ufak kötü bir düşünce taşımayarak uyurum” deyince, Abdullâh(Radıyallâhu Anh): “İşte bu kişi ulaştığı dereceye bu sayede kavuştu” buyurmuştur. (Ahmed ibni Hanbel, el-Müsned, 3/ 166)

Abdullâh ibni ‛Amr(Radıyallâhu Anhümâ)dan rivayete göreRasûlüllâh(Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)e: “İnsanların en üstününün kim olduğu” sorulduğunda: “Dili çok doğru olan ve kalbi süpürülmüş bulunan herkes”buyurdu. Lisan doğruluğunu anladıklarını ancak kalbin süpürülmüş olmasını anlayamadıklarını beyanları üzerine: “O, içerisinde hiçbir günah, kibir, kin ve kıskançlık barındırmayan takva sahibi arınmış bir kalptir”buyurdular. (İbni Mâce, Zûhd, el-Vera‛, no:4216)

Ey din kardeşine kin tutan ve zarar vermek isteyen kişi, herkesin affolduğu bu mübârek gecede bağışlanmaman sana ceza olarak yeter.

b)Evzâ‛î(Radıyallâhu Anh)mağfiretemâni olan bu “Şahnâ” günahını: “Sahâbe-i kirâma karşı kin tutmak” diye tefsir etmiştir ki, buna göre; Râfizî ve Şî‛îler’in topluca bu kısma dâhil olduğu ortadadır.

Nitekim İbni Hicâzî, İbni Receb,Nec- müddîn el-Ğaytîve Şeyhu’l-İslam Kalyôbî(Radıyallâhu Anhüm)gibi bu konuda eser yazan âlimler bu görüşü benimsemişlerdir.

Zaten sahâbeye kin beslemenin sıradan bir Müslümana buğz etmekten daha büyük bir cürüm olduğu âşikârdır.

c)İbni Sevbân(Radıyallâhu Anh)gibi bazı âlimler bu tarifi daha şumüllü tutarak: “Ehl-i Sünnet toplumundan ayrılıp, muhâlif inanç taşıyan her bidat sahibi (yenilikçi, reformist), ümmetin cemaatini tenkit eden, kanlarını, mal ve haysiyetlerini helal sayan sünnetten ayrı tüm fırkalar buna dâhildir” demişlerdir.

Bu durumda yetmiş iki fırka, özellikle Hâricîler, Mu‛tezile ve Cebriyye gibi tüm sapık fırkaların inancını taşıyanlar, mahrumiyet damgasını yemişlerdir. Yakın tarihte İngilizlere uyup Osmanlıyı arkadan vuran ve Tâif gibi İslam beldelerindeki binlerce Müslümanı şirkle ithâm ederek öldüren Vehhâbî fırkası da bu fırkalara dâhildir.

Çünkü Allâh-u Te‛âlâdostlarının:

﴿رَبَّنَا اغْفِرْ لَنَا وَلِإِخْوَانِنَا الَّذِينَ سَبَقُونَا بِالْإِيمَانِ
وَلَا تَجْعَلْ فِي قُلُوبِنَا غِلًّا لِلَّذِينَ أٰمَنُوا رَبَّنَا إِنَّكَ رَؤُوفٌ رَحِيمٌ﴾

“Ey Rabbimiz! Bizi de, bizi imanla geçmiş olan o kardeşlerimizi de bağışla ve o iman etmiş kimseler için kalplerimiz içerisinde en ufak bir kin bulundurma! Ey Rabbimiz! Şüphesiz ki Sen (pek esirgeyen bir) Raûf’sun, (çok acıyan bir) Rahîm’sin!”(Haşr Sûresi:10’dan) diye dua ettiklerini beyan etmektedir.

Bu sapık fırkaların mensupları ise sahabeyi kiramdan tutun da birçok Müslüman cemaatlere kin tutmakta ve onların sapık hatta kâfir olduklarını savunmaktadırlar. Bu mevzûdaki kitaplarda geçen “Mübtedi‛” ve “Ehl-i bidat” tabirleri “Dinden olmayan ve dine uymayan inaçlara sahip kişi” anlamındadır.

3) Katl(Bir İnsanın Canına Kıymak)

Bu günah hakkında hadîs-i şeriflerde:“Göklerde ve yerde bulunanların tümü, bir Müslümanın haksız yere öldürülmesine iştirak etseler, Allâh hepsini de cehenneme tökezler”(Tirmizî, Diyat:8, no:1398, 4/17)buyrulmuş ve:“Dünyanın yıkılmasının, bir müminin öldürülmesinden Allâh katında çok daha önemsiz olduğu”(Nesâî, Tahrîm:2, no:3997, 7/94)bildirilmiştir.

Dînen kısas ve benzeri yollarla öldürülmeyi hak etse de, yakmak gibi meşrû olmayan usüllerle insan öldürmek de bu günaha dâhildir.

4) Zinâ

Bu günah da:

﴿وَالَّذِينَ لَا يَدْعُونَ مَعَ اللّٰهِ إِلٰهًا أٰخَرَ وَلَا يَقْتُلُونَ النَّفْسَ الَّتِي حَرَّمَ اللّٰهُ إِلَّا بِالْحَقِّ
وَلَا يَزْنُونَ وَمَنْ يَفْعَلْ ذٰلِكَ يَلْقَ أَثَامًا﴾

“Allâh ile birlikte başka bir ilaha tapmayanlar, Allâh’ın yasaklı kıldığı cana haksız yere kıymayanlar ve zinâ yapmayanlar”âyet-i kerîmesinde üçüncü büyük günah olarak yer almıştır ve: “Bunları yapanlar,(cehennemim dibindeki) Esâm(kuyusun)akavuşacaktır.”(Furkān Sûresi:68)

Zinâ mefhûmuna dâhil olan günahlar:

a)Erkek erkeğe livata (homoseksüellik),

b)Kadın kadına sihak (sürtünme, lezbiyenlik),

c)Hayvanlara tecavüz,

d)Kendileri bilfiil çalışmasalar da genel evi çalıştırarak veya aracı olarak yardımcı olanlar da zinâ günahına ortaktırlar,

e)Bazı ulemâya göre eşiyle, makattan birleşmek de buna dâhil ise de bu “Küçük livata” sayıldığından dâhil görmeyenler de vardır.

Rasûlüllâh(Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)kendisine en büyük günahları soran bir zâta: “Şirk ve adam öldürmekten sonra zinâyı özellikle de komsuşuyla yapılan zinâ”yı belirtmiştir.

Bu hadîs-i şerîf, komşuluk hakkının ihlal günahıyla birleşmesi ve günaha düşme tehlikesinin fazlalığı açısından örnek verilmiştir. (Buhârî, no:8378; Müslim, no:86; Tirmizî, no:3181- 3182)

Yine hadîs-î şerifte: “Tüm erkek ve kadınların Allâh’ın köle ve câriyeleri(mesâbesinde)oldukları, kölesinin ve câriyesinin zinâ etmesini Allâh’tan çok kıskanan bulanmadığı, bu nedenle fuhşu haram kıldığı ve buna sebebiyet vermemesi için nâmahreme bakmamayı emrettiği”bildirilmiştir. (Buhârî, Nikâh, 9/319; Müslîm, no:2760)

5) İçki İçmek

Bu hususta da birkaç konu vardır.

a) Hadîs-i şerifler de geçen “İdman” tâbiri, devamlılık anlamına gelse de, bir kere dahi içip tevbe etmeyenler günaha ısrarcı sayılırlar.

Nitekim zinâ hakkında geçen “Israr” tâbiri de böyle değerlendirilmelidir.

b)Bira gibi sarhoş edici maddeler de hangi isim altında bulunursa bulunsun “Hamr (şarap)” tâbirine dâhildir.

c)Sarhoş olmayacak kadar içmek de aynıdır.

Zira bir hadîs-i şerifte: “Çoğu sarhoş edenin azı da haramdır”(Ebû Dâvûd, Eşribe:5, no:3683, 3/368)buyrulmuştur.

d)Esrar, afyon, kokain gibi akıl giderici tüm maddeler buraya dâhildir.

6) ‛Ukûk(Anne-Babaya İsyan)

Anne-babanın meşrû ve elden gelen isteklerini yerine getirmemek anlamındaki bu maddeden de şunları çıkarabiliriz.

a)Ne kadar yukarı gitse de nene ve dedeler bu hükme dâhildir.

b)Onların şeriata uymayan isteklerine uymak câiz değildir.

Ancak burada sünnetleri yapmaya mâni olmak gibi konular değil de, farzları bıraktırmak ya da haram yaptırmak gibi zarûrî konular ölçü olarak alınmalıdır.

7) Sıla-i Rahmin Kat‛ı (Akraba İlişkisini Kesmek)

Ulemâ bu hususa da bir kaç yönlü açıklama getirmiştir:

a)Anne ve baba tarafından olan yakın uzak akraba ve taalukatları buraya dâhildir.

b)Ebû Zür‛a(Radıyallâhu Anh)gibi bazıları, bunu kötülük ve eziyet yapma anlamında kabul etmişlerse de birçok âlim: “İyilik yapmamak, özellikle de alıştıkları ikramı kesmek” manasında değerlendirmişlerdir.

c)Sıla-i rahim vazifesi sadaka, hediye, ziyaret, selamlama hatta mektup göndermek (ve telefon açmak) gibi birçok yolla îfâ edilebilir.

d)Mâni bir hastalık, imkânsızlık ve dînini koruma gibi meşrû mâzeretlerle bu yükümlülük kalkabilir.

8) İsbal-ı İzar(Etek Sarkıtma)

Kibir ve gururu temsil eden bu tavır, kılık kıyafetiyle ve yürüme tarzıyla, insanlara hava atan ve caka satanları böyle bir gecede bile af kapsamı dışında bırakmaktadır.

9) Kattatlık ve Nemmamlık

Bu makamda birkaç yönlü izah vardır:

a)İnsanlar arasında konuşulanlara şâhit olup ifsad etmek (ara bozmak) için söz taşıyan ve katıp karıştıranlar,

b)İnsanlar farkında değilken gizlice onları dinleyip sonra duyduklarını başkalarına anlatan,

c)Ara bulma niyetiyle laf taşıyanlar hatta yalan bile söyleyenler bu tehdide mâruz kalacak değillerdir,

d)Namus, ırz ve haysiyetleri rencide edecek iftiralar buraya dâhildir,

e)Gıybet büyük günahlardansa da böyle önemli konuda herkes değil de âlimler ve velileri gıybet kastedilir.

10) Tasvîr(Heykel Yapmak)

Hadîs-i şeriflerde:“Kıyâmet günü en şiddetli azâba çarptırılacaklardan biri de heykeltıraşlardır”(Müslim, Libas:37, no:5537-38, sh:945; Ahmed ibni Hanbel, el-Müsned, 1/407)buyrulmuştur.

Bu konudaki bazı önemli notlar:

a)Ağaç ve manzara gibi cansızların tasviri buna dâhil olmaz,

b)Kanatlı at gibi uydurma bir figür yahut kafasız bir deve kuşu gibi yaşama imkânı olmayan bir heykelden bile sakınmak gerekir,

c)Zamanımızdaki fotoğraf ve sâir kamera çekimleri de Hanefî mezhebine göre zarûret dışında uygun görülmemektedir.

Ancak Mâlikî ve sâir hak mezheplerde, bunlar heykel yapma anlamına gelmeyip, gölgenin durdurulması olarak değerlendirilmiştir.

“Bir sûret tasvir eden, azâba uğratılacak ve: ‘Şekillendirdiğiniz şeylere can verin (bakalım)!’ diye zorlanacak, bunu da yapamayaca(ğı için azaptan kurtulamayaca)k”(Müslim, Libas:37, no:5541, sh:945)şeklindekihadîs-i şerifte geçen:“Şekil verdiğiniz şeylere hayat verin”ifadesi de, resim ve kamera çekimlerinin buna dâhil olmadığını destekler. Zira bunu yapanların bir şekil vermeye kalkışmadıkları ancak Allâh’ın verdiği şekli yansıttıkları âşikârdır.

Hanefî mezhebimizin bu hususta titizliği söz konusu olduğundan, burada keyfî resim çekmelere fetva verdiğimiz gibi bir mana çıkarılmamalıdır. Ancak kastımız resim çekmenin, heykel yapmak gibi Beraat gecesindeki mağfirete mâni büyüklükte bir suç teşkil etmediğinin izâhıdır.

11) Sihir(Büyü Yapmak)

“Helak edici yedi büyük günah”tan sayılmış ve kaçınılması emredilmiştir.

Allâh’ın izniyle ve imtihan hikmetiyle insanların ölümüne, huzursuzluğuna ve karı-kocanın ayrılmasına varıncaya kadar en büyük felaketlere sebebiyet veren bu günah maalesef günümüzde çok yaygınlaşmıştır.

Bu konuda da söyleyeceklerimiz:

a)Kalpleri ısındırma, âşık etme gibi niyetlerle de olsa büyü haramdır.

b)Kanla Kur’ân-ı Kerîm yazmak, Kur’ân-ı Kerîm’i pisliğe atmak ve bu konuda papazlara gitmek insanı dinden imandan çıkarır.

c)Âyet ve hadislerle yazılan nüsha (muska)ları takmak, büyü kabîlinden değildir.

12) Kehânet(Gelecekten Haber Vermek)

a)Bu sadette; meydana gelecek şeyleri yıldızların doğuş ve batışlarının yarattığı gibi bir şirk itikadı söz konusudur.

b)Geçmişten haber veren ve tecrübeye dayalı tahminlerde bulunan müneccimler buraya girmez.

c)Çalıntı malları bildiren arrâflar da tecrübelere, bir takım alâmetlere ve cinlerden aldıkları yalan yanlış bilgilere îtimat ettiklerinden hatadan uzak kalamazlar.

d)Ancak kâhinler kadar büyük bir şirk yanlışına da kapılmış olmazlar.

e)Gelecekle alâkalı evliyâullâhın verdiği doğru bilgiler keramet kabîlindendir, burayla alâkası yoktur.

f)Özel velîlerden olmasa da bir mümin kul rüyasında gayba muttali‛ kılınabilir. Bu nedenle kâhin sınıfına girmiş olmaz.

13) Hecr ve Musârame(Küs Durmak)

Din kardeşiyle hangi nedenle olursa olsun üç günden fazla küs duranlar da bu günahı bırakmadıkça bağışlanmazlar.

14) Ribâya Israr(Fâizcilikten Vazgeçmemek)

a) “Fâiz alan da veren de Allâh’a ve Ra- sûlüne harp açmış olur ve kıyâmet günü Firavunların bile çiğneyip geçeceği rezil bir durumda bulunur ve kan irin ırmağında boğulur.”(Bakara Sûresi:279, İbni Cerîr, İbni Ebî Hâtim, Beyhakî, Süyûtî, ed-Dürrü’l-Mensûr, 5/196)

b)Fâizin kâtipliğini yahut şâhitliğini yapanlar, fâizli bankalarda çalışanlar ve onlarla zarûret dışı iş yapanlar buraya dâhildir.

c)Gasp, rüşvet ve hırsızlık gibi gayr-i meşrû kazançlar da buna dâhildir.

15) Ticarette Idrâb

Buna birkaç türlü mana verilmiştir:

a)Yalan yeminlerle malını değerlendirmek ki, bu günahın:

“Memleketleri kurutacak bir günah olduğu” açıklanmıştır,

b)Aldatma, eksiltme veya fazlalaştırma sûretiyle ticarete haram katmak,

c)Aslı astarı olmayan haberler uydurarak haksız kazanç elde etmek.

16) Şâirlik

“Kahpe felek” veya “Adaletin nerde” gibi dinden çıkaracak elfâz-ı küfrü ihtivâ eden ya da belli bir kadının târifi ve haram şehvetin tahriki gibi unsurlar içeren şarkı, türkü ve şiirleri yazmak ya da okumak buraya dâhil olur.

Yoksa İslâm’a ve örfe uygun şiirlerde bir sakınca yoktur.

17) Şurtîlik(Emniyet Görevlisi Olmak)

Allâh’ın ve kulların haklarını çiğneyen zâ- limlere parayla destekçi olmak konumuz açısından pek önemlidir. Yoksa vatanı milleti korumak ve asâyişi temin uğrunda çalışan asker ve polisler en başta mağfiret olacaklara dâhildirler.

Bu fakir kardeşiniz başıma bu iş gelene kadar bu meseleyi tam anlayamamıştım. Ne zaman organizedeki polislerin benim hakkımda uydurdukları iftiraları gördüm, tutukladıkları şahsı dövüp “Biz Cübbeli’yi Türkiye’ye rezil edeceğiz” dediklerini, diğer bir kişiye ana-avrat sövdüklerini duydum, bunların kendilerini hâkim yerine koyduklarını, kolluk gücünü kötüye kullandıklarını, demek başkalarına neler yaptıklarını düşündüm, zaten her gün haberlerde birilerini haksız yere dövdükleri gösteriliyor.

Adamı dövüyorlar, elimiz incindi diye de gidip doktordan rapor alıyorlar, işte böyleleri elbette Beraat gecesinde de, Kadir gecesinde de affolmazlar. Ama vazifesini hakkıyla yapanlar elbette müstesnâdır. Rabbim her birerlerimizi ıslah eylesin. Âmîn!



18) Davul, ‛Ûd ve Tanbûr Gibi Müzik Aletleri Çalmak

Bundan maksat İmâm-ı Nablusî(Rahime- hullâh)ın da “Îzâhu’d-delâlât”isimli eserindeki beyânı vechile; çengiler ve içkilerle birliktelik ve farzları kaçırma gibi müziğin ayrılmaz elemanlarıyla birleşmesi halinde bu âletlerin kullanımı bu gece affolunmaya mânidir.

Farzlara riâyet ve haramlardan sakınılması durumunda ise, yine bu eğlenceler birçok âlim tarafından iyi sayılmamışsa da, bu gece affı engelleyecek büyük günahlara dâhil değildir.

19) Aşşârlık ve Cibâyet Yapmak

Bu günah “Ticaretlerden ve gümrüklerden haksız gelir elde etmek, zekât, ‛uşûr ve fitre gibi İslamî hakların dışında, insanların kârlarından para almak” demektir ki yardım, yataklık, kâtiplik, şâhitlik gibi her hangi bir yolla bu haksızlığa destek çıkanlar da bu günaha ortaktırlar.

‛Ukbe ibni ‛Âmir(Radıyallâhu Anh)dan rivayet edilen bir hadîs-i şerifte Rasûlüllâh(Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)şöyle buyurmuştur: “Meks sahibi cennete girmez.”(Dârimî, Fethu’l-Mennân, Zekât:28, no:1789, 7/213; Hâkim, el-Müstedrek, 1/404; Ahmed ibni Hanbel, el-Müsned, 4/143; Ebû Dâvûd, Harâc:7, no:2937, 2/147-148)

Câhiliyet devrinde insanların çarşı-pazarda sattığı şeylerden alınan akçeye “Meks” denirdi ki bunu yapana “Mekkas” ve “Aşşâr” denilirdi.

Köprü başlarında durup, gelen geçenden “Toprak bastı” nâmıyla alınan paraya da, tüccar mallarından meşrû vergi dışında fazladan tahsil edilen paraya da “Meks” ve “Bâc” adı verilmiştir.

Bunların bu şekilde alınması câiz olmayıp, bunu emredenler de bu emri uygulayanlar da birçok hadîs-i şeriflerde zemmolunmuşlardır.

Hâsılı; ticaret erbâbından alınacak gümrükler ve sâir vergiler, onların canlarını ve mallarını koruma gayesine yönelik olarak meşrû ve makul bir tarzda tahsil edilebilir. Aksi takdirde yapılacak muâmelenin bir zulümden ibaret olacağı (ve sahibini Beraat gecesinin en büyük mağfiret ve bereketlerinden mahrum edeceği) birçok muteber kaynakta yer almaktadır. (Ömer Nasûhî Bilmen, Hukûk-i İslâmiyye ve İstılâhât-ı Fıhhiyye Kāmusu, 4/96-97)

20) ‛Irâfet

Bu da “Bir kabilenin veya toplumun yönetimini üstlenmek” anlamındadır. “Yönetimi elinde bulunduranların, cehennemde oldukları”nı ifade eden birçok hadîs-i şerîf riyâsetin fitnesine dikkat çekerek baş olma sevdâsından sakındırmayı hedeflemektedir.

Zira insanların yönetimi ve hakları çok zor olup ağır sorumluluklar yüklediğinden, hakkı yerine getirilmemesi durumunda büyük vebal ve azaplar kazandırır. Dolayısıyla Beraat gecesi affolunmayan idareciler insanların sorumluluğunu almış, sonra da hem Allâh’ın, hem de kulların haklarına halel getirmiş sorumsuz yöneticilerdir.

İşte bu yirmi maddede izâha çalıştığımız günahlardan birini âdet edinenler, bu büyük gecede mağfireti kaçırırlar.

Ancak günahlarından usanıp, evvelce işledikleri günahlara bir daha asla dönmemeyi kastederek Rabbine nasûh tevbesiyle dönenleri ve işlemiş oldukları seyyiâtın mânevî yükünü hâlâ omuzlarında hissedip de pişmanlık suyuyla günah kirlerini yıkayanları Allâh-u Te‛âlâen sağlam yola sokar ve peygamberler, sıddîklar, şehitler ve sâlihlerden oluşan en güzel dostlara katar. Zira hakîki bir tevbe tüm geçmişi yıkar.

O halde ey kardeşler! Rahmet mevsimlerinde mağfirete mâni olacak bu günahları bırakın da, bu gece: “Yok mu af isteyen ki bağışlayayım?”diye nidâ eden Rabbinizin nidâsına kulak verin.

Bu dersin sonunda şunu belirteyim ki www.facebook.cübbeliahmethocam.com adresine gönderdiğiniz binlerce mailden önemli bir kısmı Selçuk kardeş tarafından tarafıma ulaştırıldı, okumaya başlayacağım inşâallâh. Bundan sonra da gönderdikleriniz bana ulaşacak inşâallâh.

Flash Tv’ye telefon ve maillerinizi sürdürün ki ramazan sohbetlerini yayınlasınlar.

Annemin tâziyesi için gelen milletvekillerinden Kamer Genç, Veli Ağbaba, Tufan Köse, Özgür Özel ve Celal Adan beyefendilere, tâziye yayınlayan Emine Şenlikoğlu ve Merve Kavakçı hanımefendilere, Baran Dergisi’ne, bana ulaşmamış olan diğer tüm tâziye sahiplerine, ziyaretime gelen Muhammed Keskin, Hüsameddin Vanlıoğlu, Fatih Kalender, Abdullah Hiçdönmez hoca efendilere, Esenler’den Dârulvahdet Derneği üyelerine, Bircan Eresin Âğabeyim’e ve siz cemaatime teşekkür eder, cümlenizin gecenizi tebrik eder, hayırlı kaza ve kaderlere nâiliyetler dilerim.

Şimdi buyurun dua yapalım:

“Ey Allâh! Bu gecede Sana yönelenler yöneldi, hevesliler Senin cömertliğin ve kereminin beklentisine girdi.

Bu gece Senin nice rahmet esintilerin, hediyelerin, bahşişlerin, ikramların ve bağışların vardır ki, Sen bunları kullarından sevip seçtiklerine özellikle lütfeder, Senden haklarında inâyet geçmemiş olanları da engelleyip mahrum edersin.

Ey Allâh! En sevdiğin isimlerin ve en değerli peygamberin hürmetine beni Senin inâyetine mazhar olan kullarından kılmanı Senden niyaz ediyorum.

Ey Allâh! Bu gece veya sonrasında dağıtacağın, her hidâyet edici bir nur yâhut neşredeceğin bir rahmet, döşeyeceğin bir rızık, kaldıracağın bir zarar, affedeceğin bir günah, defedeceğin bir şiddet, geri çevireceğin bir fitne, kaldıracağın bir bela, lütfedeceğin bir nîmet ve şerrine kâfî geleceğin düşmanlar husûsunda beni en bol ve üstün hazza, nasîbe, kısmete, hîbe ve bahşişe mazhar olan kullarından eyle!

Ey Allâh! Beni her türlü şerden koru. En üstün ahlâka muvaffak eyle. Bana bedenimde âfiyet, rızıklarda bolluk ve bereket nasip eyle! Beni murdarlıktan, şirkten ve nifaktan selâmete erdir!

Ey Allâh! Gerçekten de Senin öyle lütuf esintilerin vardır ki, gaflet hastasının üzerine eserlerse, şifa verirler. Senin öyle merhamet rüzgarların vardır ki, nefsinin esiri olan bir kula yönelirlerse, onu âzâd ederler. Şüphesiz Senin öyle inâyetlerin dâimdir ki, dalâlet deryasında boğulan birine tecelli edip kurtarırlar.

Muhakkak Senin öyle saadetlerin mevcuttur ki, bir şakînin elinden tutarlarsa onu sa‛îde çevirirler. Senin öyle keremli lütufların var ki, çaresiz günahkâra genişlik verirler.

Senin öyle fazîlet ve nimetlerin mevcut ki, bozuk birine taalluk edip ıslah ederler. Senin öyle büyük rahmet nazarların sâbit ki, onlarla gâfil bir kuluna nazar etsen hemen gafletten îkaz ederler.

Öyleyse ey Allâh! Hemen bana gizli lütfundan, gaflet hastalığıma şifâ verecek bir hoş rüzgar estir. Geniş alâkandan ve lütfundan benim üzerime şehvet bağlarımdan esâretimi çözeceğin hoş bir esinti gönder. İnâyet nazarınla bana bak ve beni sapıklık denizinden kurtar. Dünyada ve âhirette tarafından bana öyle bir rahmet bahşet ki, sayesinde bedbahtlığımı saâdet ve bahtiyarlığa çeviresin.

Duamı kabul et, kabulünde acele et, hâcetlerimi yerine getir ve bana âfiyet ver. Geniş cömertlik ve iyiliğinden, Sana karşı samimi ve tam bir dönüş ve yöneliş bana nasip eyle!

Ey Cömert! Dua için kapını çalmaya beni ehil eyle ki, kalbim Senin nezdindekilere eklensin de beni Senin kasıt ve muradına ulaştırsın! Ey kastedilenlerin en hayırlısı! Ey tapılanların en iyisi! Yardımını talep husûsunda Sana yalvarıp yakarıyorum.

Ey Allâh! Seni bir sığınak ve kaçış yeri ediniyorum, dileklerimi, isteklerimi ve şikâyetlerimi Sana arz ediyorum. Zarar ve ziyânımı Sana açıklıyorum. İşlerimi ve münâcâtımı Sana ısmarlıyor, tüm hallerimde ancak Sana itimat ediyorum.

Ey Allâh! Bu gece de, ben de Senin yaratıklarından biriyiz. Ne bunda, ne de sonrasında beni kötü ve istenmedik şeylere giriftar kılma, bu gecede bana her hangi bir günah ve zelle takdir buyurma ve bu gece bir günah bile üzerimde bırakma.

Bana ancak en güzel şeyleri nasip eyle. Haramlarına karşı cesareti, günahlarına doğru meyli, muhalefetine yönelmeyi, taatını terketmeyi, yüce hakkını hafife almayı ve rızkında şüpheye kapılmayı bana hoş gösterme!

Ey Benim Allâhım! Yüce tecellîlerinden bir nazra (lütuf bakışı), engin rahmetlerinden bir merhamet, pek hoş atıyyelerinden bir hediye isterim Senden!

Yaratıklarının şerrine karşı bana kâfi gel, İslam dinimi muhafaza eyle, hiç uyumayan kudret gözünle bize nazar eyle. Bize dünyada da iyileri, âhirette de güzelleri nasip eyle ve bizi o ateşin azâbından koru.

Ey Allâh! En önemli işleri kendisinde seçip sağlamlaştırdığın kıymetli şa‛bân ayının yarısının gecesindeki en büyük tecellî hürmetine, bildiğimiz ve bilmediğimiz tüm belâları bizden kaldır. Senin daha iyi bildiğin tüm günahlarımızı bizim için bağışla!

Ey Allâh! Bilmekte olduklarının en hayırlılarını Senden istiyorum. Kötü bildiklerinden Sana sığınıyorum. Her bildiğinden ötürü Senden mağfiret talep ediyorum.

Şüphesiz ki tüm gizlileri hakkıyla bilen Sensin, ancak Sen! Ey Allâh! Senin bildiğin, benim bilemediğim tüm hayırlara nâiliyet diliyorum. Bildiğim bilmediğim her günahım için istiğfar ediyorum.

Ey Allâh! Bütün ilimler Senin katındadır, bizden ise gizlidir, kendimizin hayrına ne isteyeceğimizi bile bilemiyoruz.

İşlerimizi Sana arz ettik, ihtiyaçlarımız ve fakirliğimizin giderilmesi için Sana ümit bağladık. Öyleyse ey Allâh! Bizi irşad eyle, nezdinde en sevilen ve beğenilen amellere bizi muvaffak kıl ve çokça sebat nasip eyle. Şüphesiz ki dilediğine karar veren ve istediğini yapabilen ancak Sensin ve Sen her şeye hakkıyla gücü yetensin.

O çok yüce ve pek büyük Allâh’ın yardımı olmadan hiçbir imkân ve kuvvet olamaz. O müşriklerin söylentilerinden izzet sahibi Rabbine tenzih olsun, gönderilenlere selam olsun, âlemlerinRabbi’ne hamdolsun.Allâh-u Te‛âlâ’dan Efendimiz Muhammed’e,Ehl-i Beyt’ine ve ashâbına salât-ü selâm olsun.”


Abdulkadir Geylani Hazretlerinin Duası
Ey Yücelerden Yüce Rabbim! Bütün mal ve mansıp sahipleri kapılarını sürmelediler. Sen’in yüce dergahının kapısı ise asla kapanmaz ve dilekte bulunanlara her zaman açıktır.
Ya Rabbî, Ya İlahî! Yıldızlar gaybûbet âlemine, gözler de uykuya daldılar. Sen ise, ey Rabbim, Hayy’sın, Kayyûm’sun; uykudan, uyuklamadan sonsuz defa münezzeh ve müberrâsın.
Ya Rab! Gece, karanlığıyla mevcûdâtın üzerini örtünce döşekler de seriliverdi ve sevenler sevdikleriyle başbaşa kaldılar. Sen, Sen’in yolunda, Sana ulaşma istikametinde cehd ü gayret içinde bulunanların biricik sevgilisi, (benim gibi) yalnızlık gurbetine maruz kalanların da yegane enîsisin!
Ya İlâhî! Ulu dergâhına sığınan bu kimsesiz kulunu kapından kovacak olursan ben gidip hangi kapıya iltica edebilirim ki! İlâhî! Yakınlığından mahrum edersen beni, o zaman ben kimin yakınlığını umabilirim ki! İlâhî! Şayet Sen bana azap etmeyi murad buyurursan, ben biliyorum ki, cezalandırılmaya fazlasıyla müstehakım! Fakat affınla sarıp sarmalarsan, o da Sen’in lütfun ve keremindir.
Ya Seyyidî, ya İlâhî! Marifet erbabı kulların Sen’i bulduklarında Sen’den başka ne varsa hepsinden yüz çevirmişlerdir. Salih kulların Sen’in fazlınla necâta ermişlerdir. Taksîratı pek çok günahkarlar da “Tevbe, ya Rabbi!” deyip yine Senin kapına yönelmişlerdir.
Ey affı güzel Rabbim! Ne olur, affının serinliğini ve marifetinin halâvetini benim ruhuma da duyur ve beni onlarla doyur! Her ne kadar ben bunlara lâyık olmasam bile, haşyetle önünde iki büklüm olup ikâbından sakınılmaya lâyık olan da, mücrimlerin günahlarını bağışlama şanına yaraşan da yalnız Sen’sin! (Âmîn)



abdulkadir geylani'nin berat gecesi duası :
Allâhümme yâ zel menni ve lâ yümennü aleyh.. Yâ zelcelâli vel ikram. Yâ zettavli vel in’âm.
Lâ ilahe illâ erite zahrallâciîne ve cârel müstecirîne ve emânet hâiline.
Allâhümme in künte ketebtenî ındeke fî ümmil kitabi şakıyyen ev mahrûmen ev matrûden ev mukatteren aleyye firrizkı femhu.
Allâhümme bi fadlike şekâvetî ve hırmânî ve tardî ve iktâre rizkî ve esbitnî ındeke fî ümmil kitabi saîden ve merzûkan ve mu-vaffakan lilhayrâti. Fe inneke külte ve kavlükel hakku fî kitâbikel münzeli ve alâ lisânı’ Nebiyyikel mürseli.
Yemhullâhü mâ yeşâü ve yüsbitü ve ındehû ümmül kitabi. İlâhî bittecelliyil a ‘zam i fî leyletin nısfı min Şa ‘banel mükerremi el-letî fîhâ yüfraku külli emrin hakîm.
Ve yübramü en teksife annâ minel belâi mâna’lemü vemâ lâ na’lemü vemâ ente bihî e’lem. İnneke entel eazzül ekramü.
Ve sallâllâhu alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve esh-âbihî ve evlâdihî ve ezvâcihî ve selleme.
Berat Gecesi Duasının Anlamı
Ey, kullarına sayısız lütuf ve ihsanlarda bulunan onların karşılığına ihtiyacı olmayan Allah’ım!. Celal ve Kerem sahibi Rab-bim! Biz âciz kullarına sonsuz nimet ve imkanlar bahşeden Sensin! Senden başka ilah yok! Sana sığınıp yalvaranlara yardım edersin! Korkanların güvenip sığınacağı yegâne melcei yine Sensin!
Ya Rabbi, Senin nezdindeki kitabında, Levh-i Mahfûz’da şayet beni kötü, mahrum, ilâhî rahmetten kovulmuş, fakir bir insan olarak yazmış isen fazlınla bu kötü kaderimi; âsî, mahrum, ilâhî huzurdan kovulmuş, darlık içinde hayat geçirmeye mahkum bir fakir insan oluşuma ait yazgımı siliver Allahım! Beni, nezdindeki ana kitapta iyilerden, salih kullarından, rızkı bol, zengin ve hayırlı işlerde yarışan ve muvaffak olan kullarından olarak yazıver.
Allah’ım! -Senin sözün haktır- Nebiyy-i Zişan’ın lisanı üzere gönderdiğin mukaddes Kitabında şöyle buyurdun: “Allah dilediğini siler. (Dilediğini de) sabit bırakır. Bütün kitapların aslı Onun yanındadır” (Rad Sûresi, 39)
ilahî! “Her hikmetli iş nezdimizde bir emir ile o zaman ayrılır” (Duhan, 4) buyurduğun mükerrem Şaban ayının 14. gecesi en büyük tecellin ile; bildiğimiz bilmediğimiz, Senin bildiğin bela ve musibetleri bizlerin üzerinden kaldırmanı diliyoruz. Şüphesiz Sen, sonsuz güç ve kuvvet sahibisin! Lütuf ve ihsanı bol olan Rabbimizsin!
Allahım! Seyyidimiz, Efendimiz Hazret-i Muhammed’e, âline, ashabına, evlâdına ezvâc-ı tâhirâtına salât ü selâm eyle! Dualarımızı Habibin hürmetine kabul eyle!
 
KONUYU OKUYAN VEYA CEVAPLAYACAK OLANLARIN DİKKATİNE.!!!

Konu yada kaynaklarda mesaj yazma zorunluluğu yoktur.

Gereksiz,anlamsız mesajlar yazarak konuları kirletmemeye çalışalım.

DEĞERLİ ZİYARETÇİLERİMİZ Forumuzdan daha fazla faydalanmak için Lütfen ÜYE OLUN.

ÜYE OLMADAN FİKİR ALIŞ VERİŞİ YAPAMAZSINIZ.!

YENİ SİSTEMİMİZDE SMS ONAYI OLMAYAN ÜYELER FİKİR ALIŞVERİŞİNDE BULUNAMAYACAKLAR

Bir Konuşma Başlat
Selam! Whatsapp'ta sohbet etmek için aşağıdaki danışmanlarımızdan birini tıklayın
Danışmanlarımız genellikle birkaç dakika içinde yanıt verir.